
Dr. Asma Hedi Nairi Özen
[email protected]
Türkiye’de nefret söylemi ve yabancı düşmanlığı irkiltici bir şekilde yükselme gösteriyor. Ayrımcılık, yönetimin açıklamalarında, medya temsillerinde ve bazen politik hayatta belirgin bir şekilde ortaya çıkıyor. Durum, hedef alınan gruplar için bir düşmanlık ortamı oluşturuyor.
Başlangıçta bu düşmanca tavırların ana hedefi Suriyeli sığınmacılar ve ciddi önyargılara maruz kalan öbür Arap göçmenleriydi. Ancak Türkiye’deki nefret söylemi ve yabancı düşmanı tutumların kapsamı gittikçe genişliyor ve Afrikalı göçmenleri de etkisi altına alıyor. Eğitim ve ekonomik fırsatlar için Türkiye’ye gelen Afrikalılar aynı Suriyeliler ve başka Orta Doğulular gibi ayrımcılık örüntülerine maruz kalıyor.
Afrikalı-Türk Evliliklerinin Tehdit Olarak Algılanması
Türkiye’deki Afrikalı göçmenlere karşı yabancı düşmanlığı çeşitli biçimlerde kendini gösteriyor. Bunlardan bir tanesi, Afrikalı erkeklerle Türk kadınları arasındaki evliliklere karşı gösterilen ciddi endişe tavrı. Afrikalı erkeklerin bu evlenmeleri Türk vatandaşlığı almak için stratejik girişimler olarak yaptığı iddiaları, bu birliklerin gerçek olmadığını öne süren medya hikâyeleri yabancı düşmanlığını körükleyen önemli bir etken.
Bazı medya kuruluşları ve birtakım siyasi şahsiyetler, Afrikalı erkeklerin esas olarak vatandaşlık elde etmek amacıyla Türk kadınlarıyla evlilik yaptıklarını ısrarla tekrarlıyor. Bu görüş son zamanlarda sosyal medyada bu tür evlilikleri kolaylaştırdığı iddia edilen bir danışmanlık firmasını sözde ifşa eden görüntülerle desteklendi.
Böyle bir betimleme, okurları göçmenlerin sadakati ve niyetleri konusunda şüpheye düşürür ve ulusal kimlik, güvenlik ve kültürel saflık konularında yabancı düşmanı başka söylemlerle güçlendirilen daha büyük korkulara yol açar. Bu tür evlilikleri sadece toplumsal kurallara ve ulusal bütünlüğe tehdit olarak damgalamakla kalmaz, aynı zamanda Türkiye’deki Afrika topluluğu için daha düşmanca bir çevre oluşturur. Durum Afrikalı göçmenlerin haksız bir şekilde mercek altına alınmasına neden olur ve ayrımcı tutumları pekiştirir, böylece onları Türk toplumunda daha da marjinalleştirir. Bu dinamikler, yabancı düşmanlığının yaşamda aşk ve evlilik gibi en kişisel alanlara nasıl yayılabileceğini ve Türkiye’deki Afrikalı bireylerin topluma katılmasını ve kabulünü nasıl zorlaştırabileceğine iyi bir örnektir.
Milliyetçi Partilerin Yönlendirdiği, Siyasi Olarak Manipüle Edilen Nefret Söylemi
Türkiye’nin yakın dönem siyasi gündeminde, makam sahibi olmaya çalışan bazı siyasi şahsiyetlerin stratejileri ve tartışmaları Afrikalı göçmen politikalarını önemli ölçüde şekillendiriyor. Ülke önemli bir seçim dönemine yaklaşırken hem muhalefet hem de iktidar partileri, tabandaki seçmenleri arasında bulıunan aşırı milliyetçi kesimlere hitap etmek amacıyla göçmen karşıtı açıklamaların dozunu arttırdı. Bu stratejik tavır, muhalefetin kampanyasında da açıkça görüldü. Sözkonusu açıklamalar münferit olaylar değil, göçmenlere karşı sert tutumlarıyla bilinen diğer milliyetçi partilerle ittifak içeren daha geniş, daha saldırgan bir kampanyanın parçasıydı.

Bu tür siyasi manevralar Türkiye’deki Afrikalı göçmenlerin hayat şartları üzerinde derin etkiler bırakıyor. Siyasi liderler ulusal sorunları örtmek için göçmenleri bir araç olarak olarak kullandığı zaman yabancı düşmanlığı ve ırkçılık meşrulaşmış oluyor ve bu tutumlar ana akım söylemin bir parçası haline geliyor. Böylece ayrımcılık toplumda daha kabul edilir hale gelmekle kalmıyor, aynı zamanda Afrikalı göçmenlere ve diğer azınlık gruplarına karşı topluca yapılan düşmanca eylemlere de cesaret veeriyor. Sınır dışı etme bildirileri ve göçmenlerin Türkiye’deki öbür sorunlarının kökeni olarak gösterilmesi, Afrikalı göçmenlerin zaten eskiden beri karşılaştığı zorlukları daha da ağırlaştırır, topluma katılmalarını, kişisel güvenliklerini ve ekonomik fırsatlara erişimlerini imkânsız hale getirir.
Yetkililer ağzından yapılan açıklamaların etkisi çok yönlüdür. Sadece kamuoyuna nüfuz etmekle kalmıyor, aynı zamanda Afrikalı göçmenlerin hayatını doğrudan etkileyen politikaları de şekillendiriyor. Örneğin, sınırlayıcı göç politikaları, sığınma işlemlerinin ağırlaşması ve polis denetimlerinin daha sık hale gelmesi bu cinsten siyasi söylemlerin pratik sonuçlarıdır. Bu politikalar, sürekli olarak değiştirilen toplumsal kabul ve yasal konumlanma ortamında bir ara yol bulmaya çalışan birçok Afrikalı göçmen için varlıklarını tehlikeye düşüren bir buhrana dönüşebilir.
Siyasi hırsların milliyetçi ideolojilerle bir araya gelip harmanlanması ve seçim kampanyaları sırasında kullanılan ifadeler, göçmenlerin hayatları ve ülkenin sosyal dokusu üzerinde uzun süre iyileşmeyen yaralar bırakır.
Karabük Üniversitesi’ndeki Olaylar
Karabük Üniversitesi’nde, Afrikalı öğrencilerden cinsel yolla bulaşan hastalıkların salgın haline geldiği söylentileri kısa sürede dedikodu olmaktan öteye geçti. Çeşitli medya kuruluşları, sosyal medya platformları, politikacılar ve yerel hükümet temsilcileri bu iddiaları yüksek sesle tekrar ederek toplumun içindeki yabancı düşmanı tutumları daha aşırı bir noktaya getirdi. Gazeteler bu haberleri hiçbir eleştirel kontrolden geçirmeden abartılı bir şekilde sundu. Olayların çarpıtılmış görünümü Afrikalı öğrencilere ve dolayısıyla diğer yabancı uyruklu kişilere karşı korku ve önyargıları pekiştirdi. Bu cinsten abartılı haber yapma, daha fazla izleyici veya okuyucu çekmek için izlenen bir yoldur, ama sosyal bölünmeleri derinleştiren yanlış bilgilendirme döngüsüne sorumsuzca katkıda bulunur.

Yabancı öğrencilerin ahlaksızlığı, fuhuş ve sonucu olarak cinsel yolla bulaşan hastalıkların (STD) yayıgınlaşması söylentileri sosyal medyada hızla yayıldı; kullanıcılar iddiaları kontrol etmeden paylaştı, böylece şüphe ve düşmanlık duygularının pekişmesine katkıda bulundu. Bu platformlar, erişim imkanları ve iddiaları hızla yayma yetenekleri ile yabancı düşmanı hikayelerin büyümesinde önemli bir rol oynadı. Politikacıların ve yerel hükümet yetkililerinin de bu gelişmede payı oldu. Bazıları, daha sınırlayıcı göç politikalarına destek vermek veya Afrikalı ve diğer göçmen gruplarına karşı ayrımcı tutumlarını haklı çıkarmak için olayları doğrudan veya dolaylı olarak kullandı. Bazı kamu ve siyaset liderleri, nüfusun belirli bir kesiminde artan yabancı düşmanı tavırlara katıldı ve ulusal saflık ve güvenlik konularında taviz vermez oldukları imgesi ile tabandan destek toplamaya çalıştı. Bu olayın yabancı düşmanlığı için bahane olarak kullanılması, yanlış bilginin ne kadar büyük bir hızla silah haline getirilebileceğine, önyargılı tutumları güçlendirmek ve haklı çıkarmak için nasıl kullanılabileceğine son derece çarpıcı bir örnektir. Olup bitenler, haberlerin sorumluluk içinde aktarılmasına, tekrarlanmadan önce iddiaların dikkatli bir şekilde kontrol edilmesine, göç ve çok kültürlü entegrasyon konuları üzerinde daha düşünceli bir tartışmaya ne kadar ihtiyacımız olduğunu ortaya koyuyor.
Sonuç olarak vardığımız gözlem, yabancı düşmanı tutumların ve nefret söylemi tırmanışının Türkiye’nin son on yılda Afrika ülkeleri ile geliştirdiği diplomatik çabalara ve ilişkilere set çeken ciddi bir tehdit oluşturduğudur. Türkiye, Afrika ile ekonomik, kültürel ve siyasi bağlarını güçlendirmeye çalışırken artan yabancı düşmanlığı bu çabaları baltalayacak ve Türkiye’nin uluslararası alandaki imajına gölge düşürecektir. Türkiye’nin politikasını şekillendirenlerin bu konuya kararlı bir şekilde eğilmeleri şarttır. Son gelişmelerdeki hataların düzeltilmesi sadece toplumdaki uyumu sürdürmek için değil, aynı zamanda Türkiye’nin yurtdışındaki itibarını korumak ve arttırmak için de önem taşıyor. Zararlı görüşlerle mücadele edilmemesi, olası ortaklıkları ve yatırım düşüncelerini caydırabilir ve Türkiye’nin küresel sahada kilit bir aktör olma hedefini engelleyebilir. Bu nedenle diplomatik hedeflerini ve çoğulcu kültürel mirasını yansıtan kapsayıcı ve hoşgörülü bir toplumun teşvik edilmesi Türkiye’nin yararınadır.
